Aliyar Hoca

Spor

Türkiye’de Fitness Sektörünün Gelişimi ve Duayenler

“Duayen” sözcüğü Fransızca kökenli olup -çoğu kişinin düşündüğü gibi- sadece mesleğinin ilklerinden olanları tanımlamaz. Çünkü, bazen mesleğinin “ilk”lerinden olmasına rağmen yeterli olamamış, hatta kötü örnek oluşturmuş olanlar da vardır. Gerçek duayenler ise, daha önce görülemeyeni görmüş, cesaret edilemeyeni yapmış ve tanıtılmamış olanı tanıtmış kişilerdir. Yenilikçi ve öncü olup, mesleğin kilometre taşıdırlar.

Elele Dergisi, 1988

Bu anlamda, basında benden “spor salonu işletmeciliğinin duayeni” olarak söz edilmesi benim için onurdur. Yalnız bu ifadede, kasıtlı olmayan bir yanlış mevcuttur.

Benim için spor salonu işletmeciliğinin duayeni demek, spor salonculuğu’nun gerçek duayenlerine haksızlık olur.

Ülkemizde, benim “fitness merkezi” işletmeciliğine başladığım 80’li yılların çok daha öncesinde de spor salonları vardı. Sayıları fazla değildi, mütevaziydiler, olanakları kısıtlıydı.

Ama bu spor salonları, sporu kitlelere tanıttılar ve sevdirdiler. İşletmecileri ise, “spor salonu işletmeciliği”nin ilkleriydiler. İstanbul Avrupa yakasında Yorgo Tagar (Tagar Kulübü), Ohannes Margosyan (Weider), Gürbüz Tansever, Erol Uğur (Weges); Anadolu yakasında Özer Baysaling (Herkül Kulüp) spor salonculuğunun duayenleridir.
İstanbul dışında da, çok eski spor salonları olmakla birlikte, ülkemizde başka birçok konuda olduğu gibi, İstanbul bu konuda da başı çekmiştir. İstanbul’daki işletmeciler ve açtıkları spor salonları diğerlerine öncü olmuşlardır.

Spor salonları ve spor salonculuğundan söz edilirken zamanla bir kavram kargaşası oluşmuş; iyi “salon işletmecileri”, iyi “sporcular”, iyi “spor yöneticileri” birbirine karıştırılmıştır. Bu konudaki kargaşayı ortadan kaldırmak, yani gerçekte kimin hangi konuda “iyi” ya da “duayen” olduğunu anlatabilmek için bazı ön bilgilere sahip olmak gerekmektedir:

Desporto Dergisi, 1997

Eski spor salonlarının özelliği, az sayıda bayan üyenin de spor yaptığı; fakat daha çok erkeklere yönelik aletli egzersiz salonları olmalarıydı. Genelde müsabık spor geçmişi olan kişiler tarafından açılırlardı. Bu gelenek azalarak da olsa günümüzde de süregelmektedir.

Fakat burada bir ayırımı çok iyi yapmak gerekir. Her şampiyon sporcu, iyi bir antrenör yahut iyi bir işletmeci olacak, diye bir kural yoktur.

Hatta yukarıda saygıyla sözettiğimiz duayen işletmeciler arasında müsabaka geçmişine sahip olmayanlar vardır.

Buna karşılık, ülkemizi yıllarca uluslararası yarışmalarda temsil eden, defalarca dünya şampiyonu olmuş Ahmet Enünlü, aynı zamanda iyi bir spor salonu işletmecisi olmasına karşın, “spor salonu işletmeciliğinin duayeni” olarak anılmaz.

Ahmet Enünlü, ülkemizde Vücut Geliştirme sporunun elbette tartışmasız duayenidir.

Duayenlerden söz ederken, şampiyon bir sporcu olmamasına ve spor salonu işletmeciliği de yapmamasına rağmen, bu spor salonlarından yetişen müsabık sporculara ve spora büyük emeği geçmiş Uluslarası Vücut Geliştirme Federasyonu (IFBB) tarafından en çok tanınan ve itibar gören bir yöneticiyi anmadan geçmek olmaz. Türkiye’de “Spor yöneticiliğinin duayeni” de Zeki Yönet’tir.

Bu ön bilgilerin ışığında, basında benimle ilgili “spor salonu işletmeciliğinin duayeni” sıfatının tam yerine oturduğu söylenemez. Yazıda sözü edilen ve benim oluşumlarına katkıda bulunduğum spor salonları, aerobic stüdyolu, cardio-vascular aletlerin kullanıldığı, hijyenik ve modern havalandırma sistemlerine sahip, SPA hizmetlerinin verildiği spor salonlarıdır. Başka bir deyişle bu mekanlar, 80’lerin ikinci yarısında ülkemizin yeni yeni tanıştığı ilk “modern fitness merkezleri”dir.

Sabah Gazetesi, 1991

Ülkemizde, “spor salonculuğu”ndan “fitness merkezi işletmeciliği”ne geçiş döneminde naçizane benim de katkılarım bulunmuştur.

Bunun hangi ölçüde olduğunu objektif olarak değerlendirmek, benim dışımda bir konudur. Keza, halihazırda bu değerlendirmeyi yapanlar beni fazlasıyla onurlandırmışlardır.

Burada altını çizmek istediğim husus:

Ffitness sektörüne eğitmen, koordinatör veya işletmeci olarak dahil olan herkesin, “spor salonculuğu”ndan başlayarak sektörün bugünlere gelmesinde katkıları olan bütün duayenleri öğrenmeleridir.

Çünkü konu ne olursa olsun, yaptığı işin geçmişini/tarihini bilmeyen, işin öncülerini tanımayanların, meslek hayatlarında başarılı olamayacakları düşüncesindeyim.

Bir işte başarılı olmanın ön koşulu, kişinin yaptığı işe saygı duymasıdır. Bu da en başta, mesleğe saygınlık katanları tanımak ile mümkün olur.

Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

3 Comments

  1. GokhanMar 5, 2012 at 18:36

    Sayın hocam, Bır döneme ışık tutmuşsunuz bu yazınızla teşekkür ederiz

  2. sukranMay 13, 2012 at 22:03

    her sampiyon sporcu iyi bi hoca olacak diye bi kaide yok sozunuze son derece katılıyorum spor yoneticiligi farklı bi alan en basta vizyon ister

  3. AhmetŞub 22, 2013 at 16:30

    Hüzün verici… tabi herşey değişmek çağa ayak uydurmak zorunda, ama bence modern fitness merkezlerine ilk geçildiği dönemde kalınsaydı daha iyi olurdu gibi geliyor. O kadar pazarlamaya dönüştü ki bu iş. Meslekten gelenlerin sahibi oldukları spor salonları, hocam tabi sizin ve sizin gibilerinki gibi, bana göre daha sıcak ve samimi ortamlar.bilemiyorum ben böyle düşünüyorum. Bugünün spor salonları “piyasa” sanki gerçek amaç spor değil.

Yorumunuzu yazın

site içi arama
loading...
Facebook ile Takip Et
  1. Sitedeki genel önerilerin dışında mesaj yoluyla kişiye özel program veya tavsiye verilmemektedir.