Aliyar Hoca

Spor

Yunan Bizi Rio’da Denize Döktü!

Eylül 17, 2016 by Aliyar Söylerkaya in Spor with 0 Comments

2016 Rio Olimpiyar OyunlarıRio Olimpiyatlarında dokuz milyonluk Yunanistan takım olarak 26. olurken biz 80 milyonluk Türkiye olarak 41. olabildik!

SPORDAKİ BAŞARISIZLIĞIMIZIN İÇ YÜZÜ

Şimdi içinizden yazının başlığını okuyup bana yağdıran üstelik hayat görüşü birbiriyle taban tabana zıt iki gurubun önce birincisiyle başlayayım.Sen, beni başlıktan dolayı vatan hainliği ile suçlayan hamasetçi, sözde ulusalcı kardeş;
Ben askerliğimi 57. Alayda yaptım. Hani şu Çanakkale’de, Kıbrıs’da ilk giden savaş alayı.

“Ülkem için kurşun attım”ın, “kurşun yedim”in ayrıntılarına girmeyeyim, o bana kalsın, vatana sen mi daha yararlıydın ben mi? O da sana kalsın…
O da yetmedi barışta da Milli takımla birlikte İstiklal marşımızı dinlettim yedi düvele…
Ama yine üstüne basarak söylüyorum: Yunan bizi Rio’ da denize döktü.

Gelelim sana entelektüel kardeşim; çok mu barbar buldun bu savaş edebiyatını, denize dökmek laflarını? Spor oyundur, dostluk ve kardeşliktir ha?
Öncelikle bir konuda anlaşalım; bana göre bir ülkenin topraklarına saldırı olup da ülkeyi savunmak (nefsi müdafaa) söz konusu değilse savaşmak, aptalların ve gelişmemişlerin işidir. Ama yarış her zaman vardır, var olacaktır.

Yarışın yaşamla birlikte başlaması bir yana yaşamdan önce de başlar. Her birey ana rahmine milyonlarca rakibiyle yaptığı büyük yarışı kazanması sonucunda düşer. Yani şampiyon doğar, yarışçı olarak yaşarız. Kimimiz iyi, kimimiz kötü, ama yarışçı…

Günümüzde ülkeler, hele gelişmiş ülkeler kolay kolay savaşmıyorlar. Savaşanlar da daha geri, taşeron ülkeleri savaştırıyorlar kendileri adına. Artık savaşlar değişti. Ülkelerin gücünü ekonomik savaşlar, siyasi savaşlar, teknolojik savaşlar belirliyor.
Spor ise bir ülkenin gençlerinin hangi ölçüde güçlü, yetenekli, sağlıklı olduğunu belirleyen en önemli yarış ve reklam aracıdır. Çünkü spor müsabakaları evrenseldir ve tüm dünya izler. Kendi milliyetinden olmasa da, şampiyonları herkes sever. Çocukluğumuzdan beri Rusların, Amerikalıların milli marşlarını dinlemekten kendi marşımızdan daha aşina oldu kulaklarımız. Bir ülkenin daha iyi reklamı yapılabilir mi ?

İşte bu bir savaştır. Ülkelerin kendi ulusal marşlarını diğer ülkelere dinletme savaşı, gençlerinin daha sağlıklı, güçlü, daha yetenekli olduğunu diğer ülkelere kabul ettirme yarışıdır. Böylece gençlerin etkilenmeye açık beyinlerine ulusal marşlarını kazırlar, sonra sporcularına hayran bıraktırırlar. Sonra da sempatizanları yaparlar.
Savaş kazanılmış, bir anlamda düşmanlar kürsüden aşağı “dökülmüş”tür. Sonra öpüşülür, sözde fair play görüntüleri vs. Ama gerçek budur.
Bilirim, çünkü sporcuyum, hayatım diğer sporcuların arasında geçti… Kazanan boksöre sorun, kameraya “kazandım” der, arkada konuşurken ise “dövdüm”…

2016 Rio Olimpiyat Oyunları Türkiye KafilesiGenç bir nüfusumuz var. Yıllardır sporun içindeyim, çok yetenekli olduklarını biliyorum. Ama yanlış spor politikaları, partici ya da ahbap antrenörler ve sporcular, kayırılan branşlar, bilinçli veya bilinçsiz yanlış harcanan bütçeleri yazarsam ciltlerce kitap olur.
Neden sporumuz ve sporcularımız uluslararası müsabakalarda boynu bükük oluyor ve bizi de utandırıyorlar?

Son bir örnekle ama çarpıcı bir örnekle bitireceğim. Siz kafanızda bunu tüm branşlara uyarlayabilirsiniz:
Yıllar önce futbol milli takımımızın başına genç ama gelecek vadeden bir teknik direktör geldi. (Zaten geçen yıllar içerisinde de kendini defalarca kanıtladı)
Bu teknik direktör başa gelir gelmez o zamanların çok tanınan golcü mevkinde oynayan bir sporcu ile (isim vermeyeceğim ama kim olduğunu anlayacaksınız) ters düştü ve apar topar kovuldu. Konuyla biraz ilgili olanlar kimlerden söz ettiğimi bilirler. Bizler şaşkındık! Nasıl olur da tek bir futbolcu koca Milli takımdan sorumlu teknik direktörün başını yer, diye…

Yıllar sonra ülkemizin maruz kaldığı başarısız bir darbe girişiminden sonra bu futbolcunun darbe girişimcisinin önde gelen adamlarından olduğu anlaşıldı.
Spor kulüplerinin bile örgütlendiği, antrenör ve sporcuların biat ile, derin ilişkilerle seçildiği, hatta iktidarların görüşlerine göre bazen geleneksel, bazen daha modern spor branşlarına bütçeleri akıtıldığı bir ülkede sportif başarı beklenebilir mi?
Bu maalesef eskiden beri böyle gelmiş böyle gidiyor. Değişen şey bazı iktidarların kantarın topuzunu biraz daha kaçırmaları, o kadar.

Buraya kadarı devletle ilgiliydi. Bir de kulüplerimiz var, uluslararası yarışmalara katılıyorlar ve tabii ülkemizi de temsil ediyorlar. Yakın zamanda bu kulüplerden birinin, üstelik ülkede en fazla taraftarı olan kulüplerden birinin başındaki teknik direktör o kadar başarılı idi ki takımı ligin bitimine iki ay kala şampiyon yaptı. Mükafatı ne mi oldu? Kovulmak.
Nedeni ise kulüp başkanına biat etmemek ve yaşam tarzı… Hayat tarzı derken, bu adam hırsız, arsız, tecavüzcü falan değil…
Ne kadar ironik ki, bu antrenör Milli takımdan kovulan kişi ile aynı kişi. Olimpiyatlarda ve dünyada sporumuzun neden hala arzu ettiğimiz yerde olmadığını merak eden var mı?
Benden günah gider, daha sabaha kadar yazarım.

Yorumunuzu yazın

site içi arama
loading...
Facebook ile Takip Et
  1. Sitedeki genel önerilerin dışında mesaj yoluyla kişiye özel program veya tavsiye verilmemektedir.